Email :
Şifre :
Şifremi Unuttum ? - Abone Ol
 
 
2014 Kasım Sayısı
 
 
SURİYELİ MÜLTECİLER KAMPLAR YARDIMLAR ENTEGRASYON ve DAHASI… DİJİTAL SAYI
 
Sema KARACA & Elif Özmenek ÇARMIKLI
 
ElIzabeth FERRIS Brookings Enstitüsü Kıdemli Dış Politika Uzmanı ve Brookings-LSE ortaklığı ile yürütülen “Ülke İçinde Yerinden Edilme Projesi”nin eş-direktörüdür. Ferris, uzun yıllar zorunlu göçler ve mültecilik üzerine araştırmalar yapmıştır.
2013 Aralık Sayısı
 
 
Sayın Ferris, üçüncü yılını doldurmak üzere olan bu krizi nasıl yorumlarsınız? Bu, dünyanın en büyük insani krizi... Bu kadar kısa zamanda bunca insanın yerinden edilmesi mültecilere ev sahipliği yapan bütün devletler, Suriye içerisindeki ihtilaflı gruplar ve uluslararası toplum üzerinde baskı oluşturdu. Olaylar çok hızlı gelişti; sadece 18 ayda 2,5 milyona yakın mültecinin ortaya çıkması daha önce hiç karşılaşılmamış bir durum.
 

Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerdeki kamplarla kıyasladığınızda Türkiye’deki kamplar hakkında neler söylersiniz?

 

Türkiye’nin sınır bölgesindeki bazı kampları ziyaret ettik, öncesinde de Ürdün’deki kampları ve Lübnan’daki gayriresmî yerleşimleri görmüştük. Lübnan’da muntazam bir kamp yapılanması bulunmuyor. Türkiye’deki kampların ise muhteşem olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Kaynakların seviyesi, altyapı, hizmetler, kamp alanı, güvenlik… Bütün bunlar Türkiye’deki kampları diğer ülkelerin kamplarından çok ayrı bir yere koyuyor. Kamplardaki tek problem, yerleşim yerlerinin ihtiyacı karşılayacak sayıda olmaması; belki de mülteci nüfusunun ancak üçte birine barınma imkânı sağlayacak kadar. Bildiğiniz gibi temel sorun, kamp dışında yaşayan mültecilere ne olacağı.

 

Kamplarda ve kamp dışında yaşayan Suriyelilerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Savaşın başlarında, erken bir dönemde gelerek çok iyi şartlara sahip kamplara yerleşen mültecilere ve görece daha geç geldikleri için başka koşullarda yaşamak zorunda kalan mültecilere bakıldığında neredeyse iki yönlü bir durum var gibi görünüyor. Bazıları aileleriyle birlikte ve iyi gıdalarla besleniyor; bazıları ise kendi kaynaklarıyla ev kiralıyor ama bu kaynaklar da tükeniyor. Parklarda uyuyan ve kamuya açık alanlarda gruplar hâlinde yaşamaya çalışan mültecilerle ilgili bazı hadiseler duyduk. Kayıt altına alınmayan, dolayısıyla da kamp dışında kalan bu insanların sağlık ve eğitim gibi hizmetlere erişimi açısından bu kişilerin kamusal alanlarda yaşaması doğru değil, zira bu durumda mültecilerin sosyal imkânlara erişimi de çok zorlaşıyor.

 

Türkiye’nin Suriye’den gelen zorunlu göçe cevap verme performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Onlarca ülkede çok sayıda kampı ziyaret etme imkânım oldu, belki yüzden fazla... Biliyorsunuz, Türkiye birçok bakımdan eşsiz/farklı bir konumda. İlk olarak, kampların kalitesi hususunda. Ben hiçbir yerde, özellikle de böylesi yoğun bir mülteci akınına sahne olan yerlerde, bu denli iyi kamplar görmedim. Türkiye’yi farklı kılan ikinci husus, birçok ülkede karar alıcı ve sorumluluk sahibi kuruluş BM iken, Türkiye örneğinde sorumluluğun tamamen Türk hükümetinde olması. Bu, dünyadaki mülteci kampı örneklerinden hayli farklı bir uygulama ve bu durum kampların yönetimi, karar alınması ya da ileriki dönemde muhtemel uluslararası yardımların temini bağlamında kısmen zorluk yaratıyor.

 

Uzun süreli kitlesel göç durumlarında BM’den beklenen nedir? Türkiye’nin karşılaştığı bu kriz konusunda şimdiye kadar BM beklentilerin ne kadarını yerine getirebildi?

 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Türkiye’de, kitlesel akınla karşılaşan diğer ülkelerde olduğundan çok daha farklı bir rol oynuyor. Görünüşe bakılırsa BMMYK, hükümeti destekleyen, teknik uzman sağlayan ve talep edildiğinde inşa faaliyetlerine girişen bir rol üstlenmiş durumda. Ancak BM farklı ülkelerde olduğu gibi mülteciler için birincil yetkili merci değil. Örneğin; Ürdün’deki Za’atari Kampı’na gittiğinizde Ürdün hükümetinin şüphesiz bir rolü vardır, ama her yerde BMMYK çalışanlarını ve uluslararası görevlileri görürsünüz. Mültecilerin kendilerine danıştığı, barınma konusundaki sorunları çözen, kamp hakkında karar alabilenler bu insanlardır. Yani, orada kararları uluslararası topluluk [temsilcileri] verir. Demek istediğim şu ki BMMYK, Türkiye’de aynı türden bir rol oynamıyor ve diğer ülkelerde olduğu gibi mali yardımın ağırlıklı kısmını da sağlamış değil.

 

BMMYK’nın Türkiye’de çalışırken karşılaştığı zorluklar anlaşılabilir, ancak dışarıdan baktığınızda kurumun kendi rolünü oynayabildiğini söyleyebilir miyiz?

 

BMMYK’nın Türkiye’ye gelmeye çalışan ya da kamp dışında yaşayan insanların temel haklarının savunulması noktasında daha aktif rol oynamasını arzu ederdim. Görebildiğim kadarıyla, burada dillendirilmesi gereken bazı insan hakları meseleleri var. Çocukların eğitim imkânına erişemiyor olması doğru değil. Sınırın hemen öte yakasındaki kamplarda Türkiye’ye girebilmek için bekleyen ama kamplara -kapasite yetersizliğinden dolayı- giremeyen binlerce insan olması da doğru değil. Türkiye’nin bu konudaki tavrını anlamak mümkün, ancak birinin çıkıp “Peki ya Suriye’deki korkunç şiddetten kaçan bu insanların hakları ne olacak?” demesi gerek. BMMYK’nın bu meseleleri gündeme getirme/takipçisi olma noktasında çok daha aktif olmasından yanayım. 

 

Mültecilerin bulunduğu bölgelerde faaliyette bulunan STK’lar hakkında neler söylersiniz?

 

STK’ların kamp dışındaki mülteciler konusunda daha büyük bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türk STK’ları ve uluslararası sivil toplum organizasyonları, saygı duyulması ve anlaşılması gereken farklı pozisyonlara sahipler. Aynı zamanda STK’lar çok daha esnek yapıdalar; daha küçükler ve [büyük organizasyonlara kıyasla] maliyetleri daha düşük. Genellikle toplumun ihtiyaçlarını karşılama anlamında hükümet yetkilileri, hatta BM yetkililerinden bile daha hassaslar. Çoğu zaman toplumun derinlerine erişebilme konusunda daha başarılıdırlar; bu anlamda her biri çok önemli ve desteklenmeleri gerekir. Umarım hem Türk menşeli ve hem de uluslararası STK’lar daha çok gelişir ve kamp dışındaki mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilmiş Suriyelilerin (IDP) ihtiyaçlarına cevap verebilirler. 

 

Türkiye için mevcut durumda en büyük problem nedir?

 

Bence en büyük zorluk, [gelecekte] neler olacağını anlamaya çalışmak. Bu iki-üç yılda nereye varacağız? Mülteciler yurtlarına geri dönebilecekler mi? Ya da bir “yeniden yerleştirme” (resettlement) programı olacak mı? Türkiye ve diğer ev sahibi ülkelerin şu anda çözüme verdikleri destek uzun süre daha devam ettirilebilecek mi?

Mültecilerin kişisel kapasitelerini geliştirmelerini, kendine yetebilmelerini sağlayacak eğitim programları uygulanabilir ya da bu kişilerin Türkçe öğrenmeleri, çocuklarını Türk okullarına göndermelerini teşvik etmek adına destekleyici şeyler yapılabilir. Bence bizler, bu krizin tam da ortasındayken, gelecekte olabilecekler üzerine düşünmeliyiz. En büyük zorluk bu…

Sektörler bazında konuşacak olursak, eğitim konusunda oldukça endişeliyim. Biliyorsunuz, çocuklar Türkiye’ye gelmeden önce kendi ülkelerinde ortalama iki yıllık bir eğitim kaybı yaşadılar. Şu an [birçoğunun] eğitimine devam etme şansı yok; Suriye’nin geleceği yitip gidiyor... Suriye’nin [en fazla], bu çocukların eğitilmesine ihtiyacı var.

 

Peki, bu durumda Türkiye’nin atması gereken en acil adım nedir?

 

Türkiye’nin uluslararası toplumla belki de farklı şekillerde ilişki kurması gerekir. Açıkçası Türkiye, daha fazla uluslararası desteğe ihtiyaç duyuyor. Belki uluslararası destek, sadece Türkiye’nin hâlihazırda devam eden yardım programlarına fon sağlanması konusunda değil, başka şekillerde de harekete geçirilebilir. Özellikle de Türkiye için ciddi bir test olan kamp dışında yaşayan mülteciler konusunda yeni çalışma metodları bulunabilir. Türkiye ve dünyayı bekleyen meydan okumanın, -Türkiye bu insanları içeri alabilmek için gereken imkânları sağlayabilecek duruma gelene kadar- sınırda bekleyen insanlar olduğunu düşünüyorum.

 

Tam bir yıkıma sahne olan Suriye’de, yaşam savaşı veren IDP’ler için neler yapılabilir?

 

IDP’ler bağlamında bakıldığında, özellikle hükümet kontrolünde bulunan yerlerde bu insanlara yardım için çalışan uluslararası kuruluşlar var. Birçok sınır ötesi yardım faaliyeti devam ediyor; ama yeterli seviyede değil. Ülke içinde yerlerinden edilen, ait oldukları topluluktan koparılan bu insanlar güvende değiller. Evinizi-mülkünüzü kaybedip başka bir yere gitmek zorunda kaldığınızda, aynı zamanda sizi korumakta olan sosyal ağı da kaybedersiniz. Bir sosyal bağlantınız yoksa gerçekten risk altındasınızdır. Bence Suriye’deki IDP’ler konusuna çok daha fazla dikkat çekilmeli. Yardım sağlamak ve insani yardım koridoru açılabilmesi için daha yaratıcı yollar denenmeli, isyancı gruplarla müzakere edilmeli. Hatta rejimin, yaralıların tahliyesine izin vermesi ve çocukların aşılanmasını sağlaması için daha çok şey yapılmalı. Dünyanın [çatışmaya sahne olan] diğer kısımlarında olan budur; Suriye’de de ülke içinde yerlerinden edilmiş bu insanlara ulaşmamız ve onları desteklememiz gerekiyor.

 

Mülteci akınının Türkiye üzerindeki uzun vadeli etkileri neler olur? Türkiye böylesi bir insani krizde ev sahibi ülkeden beklenenlerin ne kadarını karşılayabildi?

 

Türkiye, bence şu ana kadar uluslararası toplumun beklentilerini karşılamanın çok ötesinde şeyler yaptı. Hem resmî hem de gayriresmî olarak gelen çok fazla sayıda Suriyeli’yi topraklarına kabul etmesi, Suriye’ye geri göndermemesi çok önemli. Kamplarda iyi bir bakım sağlıyor; kamp dışındakiler içinse yapılacak çok şey var tabii ama uluslararası algı şu ana kadar Türkiye’nin çok iyi ev sahipliği yaptığı yönünde. Uzun vadeli etkilerin getireceği zorluklar ise şu iki şeye bağlı: (1) Mülteciler ne kadar bir süre daha Türkiye’de kalacak? Gelecek yıl ya geri dönebilmeli ya da Türkiye’den [başka bir yere] gidebilmeliler. Beş yıl sonra hâlâ burada ve Türkçe öğrenmemiş olurlarsa, kendilerini toplumun bir parçası gibi hissetmezlerse ev sahibi toplumdaki kızgınlık büyüyebilir; büyük bir etki oluşturabilecek insan hakları sorunları, güvenlik sorunları ve sosyal sorunlar ortaya çıkabilir. Biliyorsunuz “yerinden edilme” özellikle Ortadoğu’da, bölgeyi tanımlayan olgulardan biri. Filistin’deki yerinden edilme krizi, Türkiye ve diğer ülkelerdeki Kürtlerin yerlerinden edilmesi,  Iraklıların göçü... Son olarak da Suriye savaşının neden olduğu göç, muhtemelen ülkelerin demografisi üzerinde çok hassas politik etkiler bırakacak. Bu yüzden bence mültecilerin desteklendiğinden ve haklarına saygı duyulduğundan emin olunması, Türkiye’nin olduğu kadar aslında herkesin de çıkarına olacak bir durum.

 

Muhtemelen Türk toplumuna hızla entegre olacaklar…

 

Evet, entegrasyon önemli bir şey, insanlar hoş karşılandıklarını düşünecekler. Şu ana kadar da Türkiye’de böyle hissediyor gibi görünüyorlar. Ev sahibi topluluklar açısından bazı problemler geliştiği aşikâr, ancak birçok mülteci [sığındığı ülkenin vatandaşları arasından] arkadaş edindi, mülteci çocuklar ev sahibi topluluğun okullarına gidiyor, ana dilini konuşabiliyorlar…

 

Son olarak, Türkiye mülteci krizine uluslararası dikkat çekebilmek için ne yapabilir?

 

Eğer Suriye’de yaşananların insani sonuçlarına daha fazla odaklanılırsa dünyanın daha çok yardım sağlayacağı kanaatindeyim. Washington ve New York’ta “yüksek politika” (high politics) ya da İran’la ilişkiler ve kimyasal silahlar gibi konularda birçok tartışmaya şahit oluyoruz. Ancak, tartışmanın merkezine insani meseleleri koyabildiğimiz takdirde, küresel bir uzlaşıya varmamız için daha fazla umut var demektir. Herkes ama herkes, İranlılar, Ruslar, Amerikalılar ve Suriyeliler bazı temel konular üzerinde anlaşabilir. Bu yüzden de Türkiye’nin sorunun insani boyutunu vurgulamasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin sorundan etkilenen diğer ülkeleri bir araya getiren toplantılar düzenlemek gibi BM nezdinde yapabileceği bazı temel şeyler var. Lübnan ya da Ürdün’deki kampların yöneticileri ile Türkiye’dekilerin bir araya gelmesi de mültecilerle ilgilenirken başka yöntemler bulmak konusunda yardımcı olabilir. Ülke içindeki yer değiştirmelerle de bağlantılı olarak insani kriz hakkında konuşmak önemli, çünkü Türkiye önümüzdeki dönemde artan insani kaygıları daha fazla gündeme getirmek ve uluslararası destek ve dayanışma tesis etmek için daha fazla şey yapabilir.


 
Bookmark and Share
 
ANALİST ARŞİV
ABONELİK
DİJİTAL SAYI
E-BÜLTEN
DİĞER USAK YAYINLARI
     
 
 
 
 
 
 
ANALİST İçindekiler Bölgeler Arşiv Linkler
 
Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Kurumu
USAK , Ayten Sokağı , No : 21
Mebusevleri , Tandoğan , ANKARA
Tel : 0312 212 28 86
Mail : yayinevi@usak.org.tr
 
 
Köşe Yazısı
Kapak Konusu
Bölge Analizleri
Mülakat
Afrika
Amerika
Asya Pasifik
Avrasya
Avrupa
Orta Doğu
Türkiye
2011
2012
2013
Journal of Turkish Weekly
USAK
USAK ANALİST
D&R
NetKitap
Idefix
Kitap Yurdu